RADYO HUBRİS: SAHİBİN SESİ RADYOSU

 

Beni anlama olasılığı olan tek bir kişi vardı aslında. Ne yazık ki onu öldürdüm.
Ernesto Sabato/Tünel

Hubris : Kibir

Kibrin en temel dinamiği özünde barındırdığı katlanılamaz acı nedeniyle, insanlardan sürekli sevgi, saygı, itaat talep eden bir ruhsal bir yaranın, içindeki gerçek talebe kulaklarını tıkayıp, durmaksızın çevresini kolaçan eden  ‘Konuşan Ben Makinesi’’ne dönüşmüş olmasıdır.

Büyümenin tarihi, kayıpların ve zorunlu kabullerin içselleştirilmesi tarihidir. Bu tarih, sıklıkla anlatılan çocukluk cenneti tarihi gibi pürüzsüz bir yüzeye sahip değildir. Olması gereken noktasından bakarsak, çocuk, sevilmek için hiçbir şey yapmak zorunda kalmamalıdır. Ona sevgi koşulsuz verilmelidir. Heyhat çocuğun gelişim süreci boyunca, orantısız örselenmelere maruz kalması, ebeveyn olma kapasiteleri yetersiz anne ve babaların yaralarını yüklenmesi, ebeveyn-çocuk rollerinin tersine dönmesi nedeniyle, çocuk varlık zorlu büyüme sürecinin üstesinden gelmek için bazı savunmalar geliştirir. Bu savunmalardan bir tanesi, gerçek benliğin acı veren talepleri ve engellenmelerine karşın, sahte bir benlik inşa etmek, kendi ruhsallığında ve başkalarının gözünde bu sahte benliğin değerini kesintisiz narsistik taleplerle şişirmektir.

Başkalarına değer vermediği halde, onların gözündeki yansımalara muhtaç hale gelen kibirli birey, değersiz bulduğu insanlara aslında kendi içindeki değersizliği yansıtıp, depolamakta ve kişiliğinin olumsuz hislerle dolu parçasını toplumsala ihraç ederek, kendi ruhsal evini iyi ve temiz tutmaya çalışmaktadır. Ancak bu çaba beyhudedir, zira her insan teması, kişinin ruhsal cildinde asidik bir etki yarattığından dolayı, içindeki libidinal ekonomi savaşı, kişi kendi yaralarını ve ihtiyaçlarını tanıyana kadar sürekli tekrarlanacaktır. Çocukluk hikayesinin bugündeki etkilerini bilince çıkarmadan, sembolik geçmişin bugünde defalarca canlanarak, aynı sahneyi kurmasını ve şu andaki varoluşumuzdan nasıl rol çaldığını anlayamadan, bu ruhsal sıkıntıyı çözmek zor olacaktır.

İnsan ilişkilerinin tamamı üzerine gölgesi düşen bu onulmaz acının yarattığı narsistik defansın en uç noktası kibirdir. Kibir, bilinçdışı seviyede bize istediğimizi vermeyen, örseleyen, mesafeli, uzak ya da işgalci ebeveynle kurduğumuz içsel bağlara, yani benlik nesnelerimize karşı yönelttiğimiz saldırının mecazıdır. Nesne bağlarına yapılan bu saldırı, aslında onarım ihtiyacı içinde olan tarafımızın, defalarca alacağını tahsil etme girişimidir. Ancak karşılıksız kesilmiş olan bu çeklerin ruhsal geri ödemesini almak mümkün değildir. Zira ödeyecek kişiler hayatımızdaki canlı figürler değildir. Talepte bulunduğumuz nesneler canlı olmadığından, gerçek, sevgi dolu ve yaratıcı bir ilişki kurma imkanı da ortadan kalkar.

Birey hem patolojik biçimde ilişki kurmaya hem de bu ilişkileri –eğer ona istediği kabul, itaat ve hayranlığı üretmiyorsa- sabote etmeye eğilimlidir. Kendi içinde barındıramadığı kötüyü ve hüsranı yansıtmalı özdeşimle Öteki’ne depoladığı için, ötekinin aklından geçen kötü düşüncelerden hep haberdardır. Aslında bunlar kendi düşüncelerinin yabancılaştırılmış bir formudur. Gözleri her kötülüğü görür ama dışarıda. Her şeyi mutlak olarak bilir ama içeride. Böylece kişi ruhsallığını sürekli ötekilerin üzerine sıvayarak ve oradan geri seken materyale yabancı muamelesi yaparak bölünmüşlüğünü idame ettirir. Bilmiyorsa şüphe eder, yansıttığı şüphenin sonucunu da tekrar gerçek bilgiymiş gibi o işleme koyar. Bu anlamda, sahibin sesi radyosuna hapsolmuş olan bu kötücül savunmalar, asla gerçekle bir ilişki kurulmasına izin vermez. Kişinin radyo frekansı ile gerçekliğin radyo frekansı hiçbir zaman örtüşmez ve biri diğerini işitmez. Eğer işitilecek bir ses varsa, o zaman gerçekliğin sesi kısılır, iç ses sürekli yükseltilir. Konuşan Ben Makinesi hem bilinçdışı konuşmalarla, hem gerçekliği büken algısal diyaloglarla kendi kibir çarkını, yeniden kibir üretmek üzere sürekli döndürür.

Libinal ekonominin bu çarpık gelişimi ve kendi üzerine katlanan tekrarı bazı yaşantılar ve arzular aracılığıyla perçinlenir.

Bunlardan bir tanesi kişinin bitmek tükenmek bilmeyen büyüklenmeci fantezileri ve onların doyurulma talepleridir. Tapılası lider, gönlümüzün sultanı sanatçı, star futbolcu, twitter fenomeni olmak gibi doymak bilmez rütbeler peşinde ömür heba edilir. Hiçbir gerçek üretim ve sevgi olmaksızın her şey ötekinin gözündeki prestijle boyanır hale gelir. Prestij, yalnızca diğer insanların bize bakışı ve düşünceleri sayesinde hissettiğimiz bir şeydir. O halde prestijiyle övünen insan başkalarından ödünç aldığı hayranlık veya korku duyguları sayesinde var olmaktadır. Kendi olmanın imkanlarını harcamış, bir nevi bağımlı haline gelmiştir. Prestiji arttıkça geriye kendi posasından başka bir şey kalmayacaktır.

Fanteziler yani, içimizde yarattığımız arzularla bezeli imge tiyatrosu güç, itaat, onay, cinsellik taleplerini var olmanın önkoşuluymuşçasına sürekli diri tutar. Bu diri hayaller, esas olarak asalak bir işlev görürler. Kişi bir şey vermeden her şeyi alacağı, oral bir talepkarlıkla sadece süt dolu memeyi bekler. O, orada olmakla bile sadece bunu hak etmektedir. Diğer insanların yapması gereken şeyleri yapmasına gerek yoktur. Dünya ona servis edilmelidir, istediği zamanda ve istediği biçimde. Bir şey yapmak yerine, sadece psişik bir yüzey olarak orada beklemesi yeterlidir.

Bu ikonik figür için insanların kendine uyumlanması hatta itaat etmesi ve bunu mümkünse sevgi-saygı ile kararak vermesi elzemdir. Doğrunun ve yanlışın kutsal anahtarları onun elindedir. Hakikat onun ağzından ses vermektedir. İnsanlık onda tecelli etmiştir. Onun elleri en sağlam, kalbi en güçlü, erdemleri en yücedir. Onun yüce suretine yüzünü ekşiten, az da olsa eleştiri getiren herkes aptal ya da hain olmak arasındaki bir çizgi üzerinde sıralanmaya adaydır. Hainleri ve aptalları elediğinizde, onun kurallarına uyduğunuz takdirdeyse dünyanın en özgürlükçü insanıdır. Çünkü kendisinin yasaklamadığı tüm hazları, size serbest kılmıştır. Meşruiyetini ancak buradan inşa edebilen Konuşan Ben Makinesi eğer bir iktidar aygıtını ele geçirmişse, kendisini sevmeyenler için cehennemin kapılarını açmaya hazır hale gelir. Onun sorunu da budur zaten, bir zamanlar sahip olduğu cennetten  ( rahim, meme, güvenli ve sevgi dolu ebeveyn bakımı) travmatik bir şekilde düştüğü için, şimdi Deccal modunda bir varoluş serabına tutulmuş olmasıdır.

Kibirli insan sevilmeye ve onarılmaya en çok ihtiyacı olan insandır. Heyhat fark edemediği derdini anlatabilmenin tek yolu, dünyayı çöle çevirmek olduğundan, Radyo Hubris’in sesi hep baskın çıkacaktır.

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s