HERŞEY APAÇIK BULANIK GÖREN BENİM…

Bu yazı PsikeArt Dergisi’nin SIR başlıklı Mayıs-Haziran 2015 tarihli sayısı için yazılmıştır.

Prolog- İfşaat

Sır, insanın kendisini açık etme arzusunun tezahürüdür, ama gizem kıyafeti ile gezer. Nasıl ki sırlanan cam ayna olur, görüntü vermeye müsait hale gelirse, sırlanan insan da aslında, yansımanın peşindedir. Yansıma olmazsa sırrın anlamı olmaz.

Sır, örter gibi davranarak, bir şeyin örtülmüşlüğüne dikkat çekmektir. Dahası kişiler arasında değil, kişinin içindeki kişiler arasında da olabilir.

Bu nedenle sırra vakıf olanın yapabileceği tek şey onu aktarmaktır. Zira sır batınidir. Çoğul bir anlama sahiptir. Armağan olabileceği gibi lanet, vefa olabileceği gibi ihanet de olabilir. Sır suretin peşindedir. Suret ise sırrın ta kendisidir. Ne zaman ki sır ve suretin ayrı şeyler, ikilik olduğu fikri erir yok olur, o vakit en açılmaz sırlar dillenip gerçeğin peygamberleri haline gelirler.

Yaratılışın Üçüncü Günü Olanların Kısa Hikayesi

Dingindi, sular ve dağlar. Ve gökler…

Her şey durdu. Işık ve Karanlık ve Yaratan

Hepsi onu izlediler ürkek bakışlarla…

Elinde meşalesi ve çıplaktı.  Yürüdü, koştu, üzüldü, acıktı, sevindi.

Ve en kötüsü, sordu!

Sonra teslim oldu… Kendine.

Teslimiyet sonsuzluktu ve saf oldu. İsyanı öğrendi.

İşte bu üç gün ve üç gece, karanlıkta ve ışıkta,

Milyonlarca güneş battı ve ay doğdu.

Milyonlarca insan yaşadı ve öldü…

Söz, nefes, kelam ve ezgi için çok şey söylendi, bedel ödendi.

Yaratanın kırılan kalbinden doğanı, bir yaratan bildi.

Maymunun Çığlığı ve Kahramanın Sonsuz Yolculuğu

İnsan kaçınılmaz üç duraktan geçerek kamil olur, kemalatta kendini bulur. Bu duraklar yola çıkış, sınavdan geçiş ve geri dönüştür. İstersek, doğum, yaşam ve ölüm de diyebiliriz.
Yola çıkış aslında ergenlikte maceranın çağrısıyla başlar, bu çağrıyı bazılarımız reddetmeye çalışır hazır reçete masallara inanır bazılarımızsa sesine kulak veririz. Ama çağrı öylesine güçlüdür ki, Siren’lerin sesine kulak tıkayanlar dahi bir yerden ezginin büyüsüne kapılırlar, belki daha sonra unutmak üzere.

Bu yolculukta rüyalar, masallar, özel insanlar, kitaplar, öğretiler tanırız. Bu tanışmaların hepsi aslında kendi ham doğamızın dışından gelen doğaüstü, doğa(m) ötesi yardımlardır. Bu yardımlara kendi oluşumuzu kararak, ilk eşiği geçeriz. Ortak Ben’in dışına çıkarız, kendimize ait olduğunu varsaydığımıza inanmaya ve onu eylemeye başlarız, acemice, korkuyla ve cesaretle. Geldiğimiz yer, ne kendimi ne ortak kültürel evrenimize aittir, henüz olma, pişme yolunda bir ara duraktır. Ailenin ruhsal rahminden çıkarken, geçiş yeri olarak kullandığımız başka bir psikolojik rahimdir. Balinanın karnıdır, açık okyanuslardaki, yanılgılı sığınağımızdır. Oysa henüz zorlukların ilk evresindeyizdir.

Sınavdan Geçiş, inisiye oluşumuzdur, erginlenme ayinimizdir. Düşünülenin aksine sırlı el almalar, gizli ritüeller, cübbeler, rahipler ve kurbanlar yoktur. Var olanlar, sadece bu doğal sürecin mistik karikatürleridir. Önümüze bitmeyecek ve cevabı ömür sürecek sorular, sınavlar çıkar bazen. Her sınav, kendim hakkında bana fikir verirken, aynı zamanda beni şekillendirir, bu şekillenişimle ben de sınavlarımı biçimlendiririm. Sabitlenmeyen, oluş ve krizler içinde bir kimlik oluşturmaya başlarız. Bu sınavlarda karşımıza baştan çıkaran vaatlerle dolu insanlar, makamlar, inançlar ve ideolojiler çıkar, bunlara el uzatmak isteriz ya da kaçınmak. Her vazgeçiş ve uzanış bize ruhsal bir maliyet sunar. Bu maliyetin yükünü hafifletmek için Yasa’nın hakkını verir (Sezar’ın hakkı Sezar’a) yola öyle devam eder ya da ondan küçük putlar yaparak bağımlılık tapınaklarımızı yaratırız. En son Ödül’ü alacağımıza, kazanacağımıza, ele geçireceğimize, Fallus’un (Muktedir oluşun)  bizde olduğu, bize ait olacağı yanılgısına kapılırız.

Yolculuğun son safhası Dönüş’tür. Dönüşün ilk safhası dönüşü reddetmedir, sanki ilk halimize gerileyecek, hiç yola çıkmamış gibi olacağız diye korkarız, döndüğümüz yerin ve dönen benin artık aynı olmadığını, olamayacağını unutarak. Oysa artık biriktirdiğimizin ne olduğunu kavramak için mağaramızdan çıkmak zorunda, ötekiyle hakiki bir ilişki kurabileceğimizi idrak etmek zorundayızdır. ‘’Kim daha önce kaçtığı yere dönmeyi arzular ki’ şiarı peşimizi bırakmasa da, insan olmanın kozmik döngüsü tam da bunu kabul edip yüzleşebilmekten geçer. Bu durumda kaçınılmaz olan geri dönüş eşiğinden içeri adım atarız, adım attığımız anda fark ederiz ki, aslında her iki dünyanın da ustası haline gelmiş, ayrıldığımız ve vardığımız yerleri kendi ruhsal imbiğimizden süzerek şahsi coğrafyalarımız haline getirmişizdir. Aşina olduğumuzu, olmasak da korkmadığımız biliriz. Çünkü korkacak bir şey yoktur, bu döngü her bireyin öyküsü, her şahsi kahramanlığın sonsuz yolculuğudur. Bunu idrak ettiğimiz anda evrendeki yerimizi anlayan ve ona rıza gösterebilen, yatışmış ama var olma mücadelesini sükûnetle sürdürebilen kamil insan olma sırrına vakıf oluruz. Sır denilen şey kozmik yaşam çemberinden öte değildir, bu çembere dalacak nefesimiz varsa anlayabileceğimiz.
Böylece öğreniriz işte, sırrın kendi yolculuğumuzdan başka bir şey olmadığını.

Epilog: Büyücünün Yolu

Özgürlük arayışı, bildiğim tek dürtü. Oradaki sonsuzluğun içine uçup gitme özgürlüğü. Çözülüp dağılma özgürlüğü; havalanma, bir mum alevi gibi olma özgürlüğü.

O mum ki, milyarlarca yıldızın ışığının önünde durmasına karşın sapasağlam kalır, çünkü asla üstünlük taslamamıştır, ne ise odur sadece bir mum.

Eşlik eden: YARN / Smooth Vibrations

Oktay Şılar

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s