BOŞ BİR ODADA YANSIMALAR

Sonsuzluk ile An’ın ilişkisi nedir?
Soren Kierkegaard

Uzun zamandır yalnız başına kaldığım odada düşündüğüm tek soru bu. Ertelemek nedir? Yani neyi nereye erteliyoruz? Ertelemek var olmaktan kaçınmak mı? Yoksa var olmayı kabullenebilmek mi aksine? Kaderini inkar etmek mi? Yoksa Amor Fati’ye, kaderini sevmeye, rıza gösterebilme, katlanabilme becerisi mi?

Erteleme; fanilikten doğan acıya karşı zamanı durdurabilme isteği, ölümsüzlük arzusu, Zamanın Tanrısı olma derdi mi?
Zaman nedir? Kronolojik bir uzlaşma mı? Nörobiyolojik bir zemberek mi? Algıladığımı içime yayabilme süresi mi? Yoksa bir illet mi?

İnsan yavrusu Zaman’a, ne zaman dahil olur? Ona ‘İnsan’ dendiğinde mi yoksa biyolojik olarak doğduğunda mı? Biyolojik varlık olmaktan toplumsal varlık olmaya geçerken mi? Böyle bir geçiş varsa orası neresidir? Psikanalizin söylediği üzere Ödipal dönemde mi? Ebeveynimle sonsuza kadar, o güzelim cennete yaşama arzumdan, pazarlık sonucu vazgeçmemle mi? Karşıt cinsiyetten ebeveynimle yaptığım gönülsüz anlaşmayla mı? Bu adam (Baba), bu Kadın (Anne) değil de, gelecekteki hayali benzerine rıza göstermek zorunda kaldığım o dönemde mi?

‘’Hazzını şimdi ertele, ileride söz, benzeri senin olacak’’ dendiğinde mi? Bebeksi şimdiki zamanın sonsuzluğu arzusundan feragat edip, beklemeye koyulduğum, yani büyümeye başladığım o dönemde mi? Bu açıdan baktığımda erteleme, arzumu şimdilik bastırma, zaman denen mefhuma girme ve bir olgunlaşma mı? Yoksa eski alacağımın tahsilatı yanılsamasıyla ömür boyu avare, divane dolanmam mı?

Büyüdüğümde işin rengi değişecek mi? Bana verilen söz, Hakikat’e rücu edecek mi? Yoksa inandırıldığım masalı defalarca çoğaltarak hep bir şeylerin peşine düşecek ya da bir şeyleri erteleyecek miyim, hakikati bulmak ya da hakikatten kaçmak amacıyla? İkimize bir dünya mı, kendime bir dünya mı, hepimize bir dünya mı?

Hakikatin ve zamanın ve ertelemenin temelinde bir kayıp, bir yas, bir eksilme mi var? Bu eksilme diğer insanlarla, ideallerle örülecek, doldurulacak kadar küçük mü?

Dilin kendisi bizi simgesel dünyaya, kültürel evrene sokan bir kaydırma, hissedişle ifade ediş arasındaki kaçınılmaz bir mesafe ve hatta sonsuz bir erteleme mi?

Dille bulaşan hastalığı konuşarak tedavi etmeye çalışmamız, bir başka erteleme hali mi? Artık nereye kadarsa…

Ertelemek özünde depresif bir çözüm mü? Daha sonra edinilecek keyif için bir vaat mı? Şunca acının olduğu bir dünyada hayatta kalmanın, durup soluklanmanın, mola vermenin bir yolu mu?

Ertelemek, özgürlük ve kader meselesine dair yanılsamalarla dolu bir çözüm müdür?

Doğrusu, yanlışı ya da eleştirisi olmayan, olamayan, şahsi bir yanıt olarak…

Yazıya eşlik eden parça: Lars Leonhard (Thunderbolt)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s