VİCDAN KULLANMA KILAVUZU

Bu kılavuz, siz okuyuculara, nereye koyacağınızı bilemediğiniz vicdanınızı nasıl kullanabileceğiniz yönünde, kimi zaman hiç de uygun olmayan, kısmen uygun olan ve tartışmasız uygun olan hazır formüller sunma amacıyla hazırlanmıştır. Sindirebilene şimdiden afiyet olsun.

UYARILAR:

Bu yazı bir psikiyatrik anlayışa göre belirli bir grubu dışarıda bırakır. Anti-sosyal kişilik bozukluğu olarak etiketlendirilen ve vicdan yoksunu olduğu farz edilen kategoride iştigal eyleyenler, bu kılavuzun kullanımından doğan sorumluluğu yazara atfedemezler. (Bu satırların yazarı, şu vicdan yokluğu saptamasına mesafeli olsa da)

1. Vicdan yoksunuysanız, bu kılavuzu bir kenara bırakınız ya da temizlik ihtiyaçlarınız için klozete yakın bir yere koyunuz.

2. İç dünya ve dış dünyanız arasında ayrım yapmakta zorlanıyorsanız, kılavuzu hiç okumayınız.

3. Borsacılık, reklamcılık, siyaset veya bankacılık gibi, vicdanı askıya almayı gerektiren işlerde çalışıyorsanız, broşürü masanızın üzerinde bulundurmayınız, tuvalette okuduktan sonra mutlaka broşürü yok edip sifonu çekiniz.

4. Sizin adınıza vicdan üreten odaklara fazla bağımlıysanız, genel toplumsal, kültürel klişeleri kullanarak, suçluluk ya da cezalandırma pompalayarak vicdanla ilişki kuranlardansanız, bu kılavuzu bölücü-yıkıcı neşriyat olarak en yakın devlet kurumuna ihbar edeniz.

5. Mükemmeliyetçi bir insansanız, kılavuzun iç tutarlılığını eksik buluyor, eleştirel gözünüzü Sauron’un Gözü gibi metne dikiyorsanız, iç huzurundan muaf olacağınızı şimdiden kabul ediniz. Zira kılavuz size hayatın bütün gerçeğini sunmayacaktır. Mikrodalga fırında yok ediniz.

6. İstihbarat örgütlerinin üyesiyseniz, metnin içine şifrelenmiş gizli mesajları çözmek için uzun uğraşlara ve sanrısal dünyalara yelken açmayınız. Kılavuz, yazının sonunda gizli mesajını ifşa edecektir. Ancak bu ifşa eylemini, asıl mesajı gizlemek için örtü niyetine kullanıyor olabilir, tetikte olunuz.

7. Delilik tabir edilen duruma inanıyorsanız ve deli olmamayı normallik, normalliği de elzem ve gerekli kabul ediyorsanız, kılavuzu okumak yerine yeni bir kredi kartı formu doldurunuz .

8. Ruh sağlığı alanında faaliyet gösteriyorsanız, vicdan kullanma kılavuzunu okuduktan sonra yeyiniz ve olası sonuçlar üzerine en az üç ay tefekkür pozisyonunda sabrediniz.

9. Pre-ödipal dönemde olan çocuklar Vicdan Kullanma Kılavuzu’nun içeriğinden her yönüyle muaftırlar. Bu çocukların aileleri, 15 yıl sonra okunmak üzere kılavuzu saklayıp insanlık mirasına mütevazi bir katkıda bulunabilirler. Ya da çocukları için emeklilik fonu satın almayı tercih edebilirler.

10. Kılavuz, Haylaz Kabile adı verilen bir grup tarafından, vahiy yoluyla olmasa da, parça parça bu satırların yazarına indirilmiştir. Muhayyel bir grup olan Haylaz Kabile’nin, Meksika’da Lacandon ormanlarında ikamet ettiği rivayet edilmektedir. Bu anlamda ‘Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı’ şiarına sadık olanlar dış mihrak bir kılavuzu kullanmak yerine, portakal, börek ve fındıklarıyla piknik yapmayı tercih edebilirler.

BAZI VARSAYIMLAR

İnsanların çoğu, kötü olamayacak kadar çok meşguldürler, kendileriyle…. F. Nietzsche (İnsanca, Pek İnsanca)

Vicdan, iyi bir şöhret, cehennem; duruma göre polisin bizzat kendisi …..F. Nietzsche (Tan Kızıllığı)

VİCDANIN MUHTEVASI

Vicdan adını verdiğimiz ‘şey’ beher kapta, eser miktarda bulunmasında fayda olan bir işlevdir. Bunun için önce beher kabı, daha sonra eser miktarı tanımlamak, vicdanı anlamamıza yardımcı olacaktır. Beher kap dediğimiz kabaca ten ile sarmalanmış, insan ruhunun bizatihi kendisidir. Beden vicdanı olan bir şey değildir, ama vicdanı taşıyan bir şeydir. Beden iç ve dış uyaranlar tarafından durmaksızın dürtülen bir organizmadır. Ruhsal açıdan ham, karanlık cinsel ve saldırgan içgüdüler taşır, bu içgüdüleri psikolojikleştirir, dürtüye çevirir, tatmin ve /veya ilişki arayışına tercüme eder. Heyhat yaşamın ilk aylarında, dilediğince içgüdü karnavalı yaşayan ve uygarlığın hiçbir engeline toslamayan bebeğin karşısına, bir zaman sonra uygarlık şantajı çıkar. Bu şantajın sahibi, ‘kutsal anne’dir. Bakım veren zat, yavrusu uygarlık alemine katılsın diye, neyin, niye, nasıl, ne zaman, nerede yapılacağına dair önce ölçülü sonra ciddi ciddi saçma denilebilecek yasaklar ve kurallar bütününü ortaya koyar. Bu yasaklar, anneyle ilişkinin niteliği bağlamında, bebek-çocuk için fazlasıyla ehemmiyet teşkil eder. Anne, en başta tüm arzuların ve tüm öfkelerin nesnesidir. Ancak değişmez gerçek, annenin yaşamak adına vazgeçilmezliğidir. Çaresiz bebek-çocuk, fiziksel ve ruhsal açıdan yaşamak, kabul görmek ve onaylanmak adına, annenin şahsında somutlaşan uygarlık şantajına boyun eğer. Bu boyun eğiş, tereddütsüz değildir, boyun eğişe eşlik eden ve itiraz taşıyan bir kısım ruhsal materyal, alacaklarını daha sonra tahsil etmek üzere bilinçdışına doğru yolculuğa çıkar. Yani her vicdanın altında, vicdan karşıtı olan bir ruhsal malzeme de bulunur. Anne dış dünyadır, realitedir, ötekidir, uygarlıktır. İçimize çöreklenecek olan vicdanın ruhsal mümessilidir. En yakın müttefiki de, eşidir. Babadır. Babanın adı, Yasa’dır. Vicdan doğası gereği, bir ölçü koyan ve sapma durumlarında, iç dünyanın kendisi üzerine düşünüp değerlendirme yapmasını sağlayan bir Yasa’dır. Ezcümle, beher kap aslında uygarlık yoluyla bize aktarılan ruhsallıktır.

Eser miktar, en az beher kap kadar sıkıntılı bir konudur. Zira eser miktar tanımı, kullanma kılavuzunun tavrını da içerir. Vicdan yoksunu varsaydıklarımız muhatap değilse, vicdan azabından yerlerde sürüklenerek bize el sallayanlar da bu kılavuzun asli muhatapları değillerdir. Bu nedenle eser miktardan kastımız, az ama öz olsun denilebilir. Tadını hissettiren ama acıya boğmayan bir baharat gibi düşünebiliriz vicdanın kararını.

BAZI TARTIŞMALI FİKİRLER

Aile mefhumu, tabii ki vicdanın şekillenmesinde önemli bir ol oynuyorsa da, bu şekillenişin ne kadar katı ya da yumuşak olacağını belirleyen tek kurum değildir. Psikodinamik bir kavramsallaştırmayla, vicdan süperego’nun bir türevidir. Bunun yumuşak bir ego-ideali üzerinden mi yapılanacağı yoksa sadistik bir form mu kazanacağı, bakım verenlerin yasaklarını sunma ve çocuğun bunları içselleştirme biçimi kadar, aileyi de kuşatan, zaman, çağ, kültür, toplumsal normlar, din ve ahlak tarafından belirlenir.

Din ve ahlak vicdana, hataları karşısında kendisini onarma (doğal olarak ötekini de onarma) imkanı tanır. Yine de paradoksal olarak önce ürettiği suçluluğu, sonra kurbanlaştırma yoluyla onarmak aslında itaat talep etmenin kötü bir yoludur. Bu suçluluğu kendiniz onaramıyorsanız, ruh sağlığı uzmanları devreye sokulur. Kimi zaman ilaçlar yoluyla vicdanınıza müdahale edilir, hiçbir vicdani sıkıntı hissedilmeksizin hem de.

Eğer vicdanınız yasaya karşı gelen bir vicdansa, yani toplumsal torna sayılan, ideoloji, okul, mahalle, biraderlikler yoluyla hala istemen kıvama gelmemişse, vicdanın dış dünyadaki en somut görüngüsü olan Yasa’nın temsilcileri ve kurumlarının karşısına çıkarsınız. Tabii karşısına çıktığınız bu kurumun herhangi bir temsilcisi ya da mahkemesini görmeniz, sadece görmeniz ülkemizde 2 yıl kadar sürebilir o ayrı mesele. Mahkeme salonu ne idüğü belirsiz kamu vicdanıyla, bireysel vicdanın karşılaştığı bir düzlemdir.

Yani aile, toplum, din ve kanun, vicdanın örgütlü kesimleridir. Bizim vicdanımızdan ayrı, ona büsbütün yabancı şeyler değillerdir. Ancak ona kurban edilme ihtimalleri vardır. Okul, aile, hastane ya da hapishane tornalayan, öğüten, hizaya getiren vicdanın mekanlarıdır. Hem de vicdana hitap ederek bunu yapmak gibi, muhteşem bir paradoksla.
Nitekim ruhsal yamyamlık sadece insan türüne özgü bir faaliyettir.

VİCDANIN TUZAKLARI VE BAZI PRATİK ÖNERİLER

Vicdanın en gizemli özelliği, sizi ne zaman, nerede sınayacağını bilmememizdir. Her an sözlüye kaldırılacak bir öğrencinin gerilimli ruh haliyle, dip akıntısı şeklinde sürekli seyir halinde olan bir vaziyettir vicdan durumları. Bu küçük vicdan muhasebeleri aslında, kişiliğimiz hakkında büyük ipuçları barındıran imtihanlardır.

Misal, siz yolda giderken yanınıza yaklaşan ve sizden herhangi bir nedenle para dilenen insanı düşünün. Bu şahsın gerçekten ihtiyacı olabilir. İhtiyacı olmayabilir de o günü beleşe getirmek amacıyla, kendisini meta-ekonomisinin dışına alarak, gayet anti-kapitalist bir eylem yapıyor olabilir. Veya şarap ya da tiner alacaktır ve kısaca, paraya ihtiyacı vardır.

Eğer arabanızdaysanız, yapılacak iş daha kolaydır. Hiç o tarafa bakmaz, adeta Kant Felsefesinde Yüceliğin Kavranamazlığı üzerine tefekküre dalmış gibi, dosdoğru ileri bakar, dilenenden yana nazar etmezsiniz. Bu kadar afili bir tutuma ihtiyaç yoksa cep telefonuyla oynayabilir, torpido gözünü karıştırabilirsiniz.

Sokakta yürüyorsanız iş biraz daha zordur. Tabii ki, selektif mutizm (seçici konuşmazlık) tavrı takınabilir, Türkçesi dut yemiş bülbül gibi davranarak adımlarınızı hızlandırabilirsiniz. Bu sırada vicdanınız daha çok bir kilometre sayacı gibi hareket etmeye başlayacaktır.

Cevap vermeye kalkarsanız vicdanın işi daha çetrefilli hale gelebilir. Kılavuzun önerisi, sokakta çalıştırılan çocuk olmadığı sürece sizden talep edilen o cüzi parayı vermeniz yönünde olacaktır. Neden diyorsanız, öteki ihtimallere göz atmakta fayda var.

Sesli yanıt sisteminiz, gayet net bir klişeyle, ‘sapasağlam adamsın, dileneceğine çalışsana’ diye bir cümle üretecektir. Bu cümle doğru gibi görünse de, kazındığında yaldızları çabuk dökülen bir cümledir. Kısa bir tereddüt yaşayan vicdanınız, vicdani eylemi gerçekleştirmek yerine kibire savrulmuştur. Bu cümleyi sarf ettiğiniz kişinin, o anda 10000 Watt gücünde müthiş bir aydınlanma, derin bir farkındalık yaşayacağını düşünüyorsanız yanılgı içerisindesiniz. Bir an önce, kendi ederinizin 5 lira karşılığında vaaz veren ukala birisi olduğunu idrak etmeniz daha faydalı olabilir.

Bu kadar kibirli olmayan vicdan sesi şu tarz seslenebilir: ‘Ama şimdi ona para verirsem, bu sokak çocuğu, bu adam, bu kadın tiner ya da şarap alacak. Belki benim verdiğim para nedeniyle başına kötü bir şey gelecek, ne bileyim madde komasına girecek ve ölecek, benim de bunda payım olacak’ diyebilirsiniz.

Bu tutum, vaazcı tutuma göre daha anlaşılır. Ancak soruları tersinden sorarsak vicdana ulaşmamız daha kolay olur. Şimdi bu nedenle 5 lirayı esirgediğimizde, vicdanımızı rahatlatıp arkamızı dönüp yürüdüğümüzde, bu parayı vermeyerek onun hayatında neyi önledik, hangi koşuldan kurtardık, neyi düzelttik diye sorabiliriz. Gördüğümüz üzere vicdan hızla kendisini yıkamayı başarabilen, hatta anında kendi karşıtına dönüşen eylemleri sergileyebilen ilginç bir yapıdır. Hiç yardım etmeyerek yardımcı olduğumuz illüzyonunu kurabildiğimiz bir tuhaf, garabet bir mekandır.
Ötekine ulaşmayan, sahibinin sesi radyosu gibi kendi içinde yayın yapıp duran bir vicdan, vicdan değil, olsa olsa ütü tahtasıdır.

VİCDANIN SESİ VE EYLEMİ

Vicdan genel olarak iç ses şeklinde tezahür eder. Yapıp etmelerimiz üzerine, eleştirel bir değerlendirme ve hissediş sunar. Ancak, vicdanın kolektif bir iş görmesinin gerçekten işe yaramasının koşulu, onu iç ses olmaktan çıkarıp yavaşça dış ses olmaya yönlendirmektir. Bir fikir, bir hissediş olmaktan çok eyleme dönük bir öncül haline getirmektir.

Misal ‘açlık çeken insanlar için bende çok üzülüyorum’ , ‘belki bir şey yapmıyorum ama ben de üzülüyorum’, ‘bu duruma üzülüyorum ama yapacak bir şey yok’ gibi ifadeler sık karşılaştığımız, doğru iç ses-yanlış dış ses diyalektiğine aittirler. Yani motivasyon makul ama fiiliyat hepten şaşmıştır.

Sadece çok üzülmek, kredi kartı harcamasının 0/000001 payıyla kutup ayılarının korunmasına dolaylı olarak yardımcı olmak, bir zamanlar bir Jean markasının yaptığı gibi her satın aldığınız kot pantolonla Saraybosna’ya (ki katliam döneminden bahsediyoruz) yardımcı olduğunu zannetmek, vicdan eylemi değildir. Olsa olsa insan dışılığın makyajlanarak, insanlık diye piyasaya sürülmesidir.

Dolayısıyla vicdan, önce yanlış gördüğümüzü elimizde hangi araç varsa, resim, edebiyat, politika, megafon, onunla haykırabilmektir. Sonra da bunu diğerine uzanacak, dolaysız ve somut bir desteğe çevirebilmektir.
Sesi ve eylemi olmayan vicdan, sonsuza dek sahneye konabilecek ruhsal bir psikodrama olmaktan öteye gitmez. İçeriği komedya ve trajedi olana bir dramadır bu. Komik olan da, trajik olan da bizzat ev sahibidir.

BİR EFENDİ OLARAK VİCDAN

Bazı durumlarda, vicdan bir denetleme, kontrol ve hatta saldırganlığı gizleme aracı da olabilir. Nasıl mı? Dayanışma ve yardımlaşmaya yapılan aşırı vurgu, ötekini anlamaya yönelik bitmek tükenmez çağrı, algı eşiklerimizi gittikçe törpüleyebilir. Dramla fazla içli dışlı olmak, drama karşı mesafemizi kaybettirebilir. Mizah duygusunun yıkımına neden olabilir. Vicdanı temsil etme hüviyetine bürünmeye başlarsak, gerekli vicdani adımları atmayan ya da atmadığını düşündüğümüz herkesi yavaşça vicdansızlıkla suçlar hale gelebiliriz. Bu kare aslında vicdanın özü hakkında çok temel bir doğruyu barındırır. Vicdan çağırır, vicdan yasadır, vicdan yargılar, vicdan dışarıda bırakır.

Bu tarz işgüzar vicdanların panzehiri, mizahın ve vicdansızlığın sahneye konmasıdır. Özellikle saçma ve ifrata kaçan bir dil, vicdan aynasında sadece kendilerini seyrederek ahkam kesenlerin ayılmasına yardımcı olabilir. Nihayetinde onların karşısındaki ayna, lunaparklardaki kahkaha aynasıdır. Bunu idrak etmenin yolu, ellerinden tutup, lunaparka götürmek, kısmi regresyona girmelerini sağlamaktır. Radyoaktif bir özellik sergileyen bu tip insanlarla, kurşundan bir elbise giymeden sürekli bir arada bulunmak hayati risk taşıyabilir. Kurşun zehirlenmesine de ayrıca dikkat etmek gerekir. Yani içi seni, dışı beni yakar.

VİCDANIN YELDEĞİRMENLERİ
Vicdan, olumlu olumsuz birçok işlevine rağmen kendi kendine uzun süre bırakılmaması gereken bir şeydir. Çünkü insanoğlunun ifrata kaçma eğilimleri, konu vicdansa Kafka’yı ağlatacak kadar dörtnala gidebilir. Vicdan kendisini yargılama sürecini zamanla parodiye çevirebilir ve bunu büyük bir ciddiyet, vakarla yapabilir. Azap adı verilen bir gardiyan aracılığıyla, kendisini tamamen kuşatıp, öz yıkıcı bir hale gelebilir. Bazı öğretiler, nefsi öldürmek adına bu tutumu biraz desteklese de, kılavuz bunu kesinlikle salık vermez. Neden?

İlkin, Azap dediğimizi gardiyan, Bekçi Murtaza gibi gözünü kapayarak görevini yapan, maaşlı bir elemandır nihayetinde. Kendisi Ödipal dönemde istihdam edilmiştir. İçe alınan, cezalandırıcı ebeveyn temsilidir ve kendi kuyruğunu yiyen yılan gibidir. Simgesel açıdan çok farklı maskeler takabilen, geniş bir suret yelpazesine sahiptir. Tek derdi emekliliğini garantiye almak, yaptıkları nedeniyle sorgulanmamak, emir kulu gibi davranmak ve ileride Marmaris’te resim yapmaktır.
‘Azabı azad etmenin bir yolu var mıdır?’ diye sorarsak, Kılavuz buna ‘kesinlikle hayır!’ diye cevap verecektir. Bu durumda yapabileceğimiz tek şey, Azaba içgörü kazandırmak, onu bilinçlendirmek , gerekirse tahliye talebinde bulunmaktır.

İkincisi, vicdan terazimizi çekemeyeceğimiz sıkletlerle yüklemek, kendimizi sevmeme, kendimize husumet haline yol açar ki, kılavuza göre bu yeryüzündeki en büyük hatalardan birisidir. Zira kendimizle kapışmak, ne taraf kazanırsa kazansın, ölümcüldür. Her durumda kayıptır. Beğenmesek de kendimizin her haliyle muhabbetli olmak, kıymetlidir.

VİCDAN MAYALAMAK

Önce bir miktar insanlık tarihi ve gelecek düşü alınarak, temiz bir zihin kabında karılır. İçine maya niyetine süzgeçten geçmiş toplumsal değerler, bireysel açıdan yürek taşıyan yollar, risk ve sorumluluk konur. Bu malzeme iyice karıştırıldıktan sonra, telaşsızlık örtüsüyle sarılır ve demleneceği sıcak bir yere konur. Zamanı geldiğinde, sofraya oturan herkese, hiçbir ayrım yapmaksızın servis edilmek suretiyle tüketilir. Formülün bir kısım sonraki kuşaklara aktarılır ve fazlaca abartmadan dünyadan göçülür.

Reklamlar

5 thoughts on “VİCDAN KULLANMA KILAVUZU

  1. dinçer dedi ki:

    oktay her zamanki gibi derinlikli ve mizah duygusu çok yüksek bir yazı olmuş. çok beğendim. kalbine, zihnine, eline sağlık.

  2. DygnAlc dedi ki:

    Reblogged this on duygunalıcı and commented:
    Vicdan duygusuna yapılmış farklı bir yaklaşım, mizahi bir dille birlikte değeri ölçülemez düşünceler…

  3. DygnAlc dedi ki:

    Vicdan duygusuna yapılmış farklı bir yaklaşım, mizahi bir dille birlikte değeri ölçülemez düşünceler…

  4. Kemal Cengiz dedi ki:

    Harika iğnelemeler, mizah şapkası güzel oturmuş, çok ustaca… Tebrikler

  5. Saffet Çiftçi dedi ki:

    Bugünün insani değerleriyle yazınızdan çok etkilendim, Aslında insani değerlerimizi ancak mizahi yolla harekete geçirebiliyoruz. Hele, dinlemeyen, okumayan, öğrenmeyen, düşünmeyen ve sorgulayamayan bir toplumsak hele ön yargılarla yaşıyorsak vicdani değerlerimizin yabancısı ve onu tanıyamıyorsak. Yazınızdan dolayı sizi kutluyorum.
    .

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s